Bugün: 18.09.2020

ARICAN:AYASOFYA,TÜRK VE İSLAM ALEMİNİN VAZGEÇİLMEZİ..!

ARICAN:AYASOFYA,TÜRK VE İSLAM ALEMİNİN VAZGEÇİLMEZİ..!
Gazeteci-Yazar Engin Arıcan,Ayasofya üzerine yaşanan tartışmaları değerlendirdi..21.07.2020 14:47

Danıştay  kararı ile Ayasofya’nın müze statüsünden çıkartılması sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması kararını onaylayarak, kararın Resmi Gazete de yayınlanması sonrası konu ile ilgili tartışmalar, öfkeli tepkiler aldı başını yürüdü..

Ayasofya üzerinden yaşanan tartışmalara girmekten özellikle sakınarak önce Ayasofya’nın tarihsel ve sanatsal önemine bakmakta yarar görüyorum. Afaki ve siyasi yorum ve tartışmalardan uzak durarak, tarihçi İlber Ortaylı’ya sözü bırakalım:


Ayasofya, neden ve niçin önemli..?


Tarihçi-Yazar  İlber Ortaylı, Hürriyet gazetesinde 9 Temmuz 2016’da,Ayasofya iye ilgili şöyle yazmış:

“AYASOFYA sanat tarihçilerinin deyişiyle, ne ortaçağ Hıristiyan sanatına ne de Batı Avrupa’daki Romanesk, Gotik-ojival mimari tarzına giren bir eserdir. Bir kere teknik bakımdan Ayasofya kendisinden sonraki asırların ta 15’inci yüzyıl sonuna kadar geçemediği bir mükemmelliği ifade eder. Mimarları Trallesli (Aydın) Anthemius ve Miletoslu İsidoros, eskiçağ inşaat bilimlerini ve matematikçilerini çok iyi tanırlardı.(…) Ayasofya’nın kendinden evvelki bazikal kiliselere üstünlüğü temeller ve sütunlara dayanan merkezi kubbeli bir eser olmasıdır. İnşaat sırasında binlerce işçi ve ustanın sevk ve idaresindeki başarı, mimari tarihinde 15’inci asırda Brunelleschi’nin mühendisliğine dek görülmeyen ustalıklı bir sisteme dayanmasındadır. Böyle bir ustalıklı sistem ve çalışma sayesindedir ki Ayasofya yedi yılda bitmiştir.(…) Üstelik merkezi kubbe sistemi de bir daha Floransa’daki katedrale kadar tatbik edilememiştir. Ayrıca bu kubbe birkaç defa çatlama ve hatta yıkılma tehlikesi geçirmesine rağmen ustalıkla restore edilmiştir. Son başarılı restorasyon istinat sistemini icat eden Mimar Sinan’ın işidir ve o da bu çalışmasıyla haklı olarak iftihar etmiştir. Ayasofya 1453 Mayıs’ında camiye çevrildi. Dokuz asır boyu Hıristiyanlığa hizmet eden ve fakat hem Hıristiyan hem de Müslüman dünyanın ihtişamına göz diktiği, buna rağmen bir eşini yapamadığı bu yapı bundan sonra beş asır boyu cami olarak hayatına devam etti. Osmanlı sanatının en güzel çinili üç türbesi, kütüphanesi, medresesi bu yeni caminin ilaveleridir.(…) 1849 yılında Sultan Abdülmecid Han’ın emriyle cami restore edildi. Brera Akademisi mezunu olan ve Rusya hizmetinde çalışırken Rusya sefaretini yeniden inşa ederek göze giren mimar Fossatti kardeşler, Osmanlı başkentindeki resmi binalarıyla tanındıkları için  Ayasofya’nın restorasyonu da onlara ihale edildi. Fossatti kardeşler, freskleri onardı ve aynısını mozaiklere de tatbik ettiler. Görüldü ki 1453’teki camiye çevirme operasyonu, mozaik ve desenleri tahrip etmek bir yana muhafaza etmiştir. Ayasofya 3 Kasım 1934’te, Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlığındaki vekiller heyeti kararıyla müzeye çevrildi. İslam hattının harikası sayılan, Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin levhaları, büyüklükleri dolayısıyla dışarı çıkarılmadı. Ayasofya, eklektik bir eser olarak ziyarete açıldı. Ayasofya’nın müze haline getirilişinin arkasındaki dış siyasi baskıların varlığı veya etkinliği henüz bilinmiyor ama bu eser hiçbir dini cemaatin ayinine açılmamak kararıyla bir dönüşüm yaşadı.”


Ayasofya,sadece bir mabed olarak görülmemeli..!


Tarihçi Ortaylı ve konu ile ilgili diğer tarihçilerin Ayasofya ile ilgili anlatım ve aktarımlarından Ayasofya’nın tarihsel, siyasi ve dini önemini daha iyi anlıyorsunuz.1453 yılında Osmanlı Sultanı Mehmet tarafından  Doğu Roma’nın başkenti Konstantinopolis’in fethi, dünya tarihi açısından tarihi, toplumsal, kültürel, ekonomik, askeri, psikolojik ve dini bir kırılma ve dönüm noktasıydı. Fetih ile ,bir çağ kapanırken yeni bir çağ açılıyordu..

Fatih Sultan Mehmet, attığı adımın ve başardığı fethin, sonuçlarını, Kıta Avrupası’nda ve tüm diğer ülkelerde  yaratacağı etkileri  gayet iyi biliyordu. İstanbul’un 1453 yılında fethinin önemini bilmeden ve anlamadan, ne kent üzerinde ne de Ayasofya üzerinde ahkam kesebilmek mümkün değil..! Fatih, onun içindir ki, Konstantini fethi ile birlikte doğrudan Ayasofya’ya yönelerek, ’şükür’ namazını kaldı.. Bu nedenle Ayasofya’nın hem Türk tarihi hem de İslam tarihi açısından ayrı bir önemi  ve vazgeçilmezliği var..

Öyle ki, Fatih’in ‘kılıç hakkı’ olarak Ayasofya’yı kurdurduğu Vakıf’ın şemsiyesi altına alıp, korunması dahil, Vakfını bu amaçla gelir sahibi kılmasından öte Ayasofya ile ilgili vasiyeti, her türlü tartışmanın üzerinde değerlendirilmeli.. Bu konu, anlamsız siyasi çekişmelere kurban edilmemeli..! Türk ve İslam tarihine yazık edilmemeli..!


Anlamsız tartışmalar..!


Ayasofya’nın Danıştay kararı ile ‘müze’ statüsünden çıkartılıp, yeniden ibadete açılması doğal olarak  1934 yılında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ve dönemin Bakanlar kurulu kararının sorgulanıp, tartışılmasını beraberinde getirdi.

Konu, kimileri tarafından Mustafa Kemal ve CHP ile siyaseten hesaplaşmaya vardırılırken, kimileri tarafından da ‘laiklik elden gitti, gidiyor’, ‘Cumhuriyet, Mustafa Kemal düşmanlarına gün doğdu’ gibi mecralara taşınırken kimileri de Danıştay’ın Ayasofya kararını  ‘zafer’ olarak kutlayıp, rövanşist bir anlayışla  hesaplaşma arayışları içerisine girdi..

Öyle ki, Sultan Mehmet tarafından fethedilmiş Konstantinopolis yeniden Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından fethedildi ve Fatih gibi Erdoğan’da zaferini Ayasofya’da namaz kılarak, kutlayacak..! Birileri de yaklaşık beş yüz yıl cami olarak hizmet vermiş Ayasofya’nın 1.Dünya Savaşı’nın sonucunda Osmanlı’nın yenilmesi ve İtilaf Devletleri ile imzalanmış Mondros Antlaşması ile İstanbul’un işgali yaşadığına dikkat çekerek, esaretten Mustafa Kemal’in kurtardığını, ’kılıç’ ve ‘söz hakkı’nın Mustafa Kemal’e geçtiğini  iddia etmenin, bir anlamda Sultan Vahdettin’in şahsında Osmanlı’ya  gol atmanın çabası içerisine girdi..


Bir iş yapalım derken göz çıkartmak..!


Öncelikle tarihsel bir yanlışı düzeltelim:

Sultan Vahdettin’in ‘namusunu kurtarmak’ gibi bir derdin peşinde değilim.. Seadet-i Ebediye adlı eserde Sultan Vahdettin’i bizzat korumaktan sorumlu tabur, İstanbul’un işgal günlerinde, Ayasof               ya’ ya çan takmak sevdasına düşenlere ateş açılmasını emrini veriyor.. Bu nedenle çan takılamıyor..

Yine, Ayasofya’yı kendi siyasi ve dini elemleri için kullanmak isteyen İtilaf Devletleri askerleri, Ayasofya’yı işgal ve Osmanlı askerlerinin korumasından çıkartmak için kapısına dayandıklarında, Binbaşı Tevfik Bey, askerin camiyi boşalmayacağını bir saldırı durumunda camiyi havaya uçuracağını söylüyor ve işgal güçleri çekilmek zorunda kalıyor..

Keza, Osmanlı Sultanlarının 1.Dünya Savaşı boyunca Ayasofya’nın korunmasına dönük yayınladığı fetvalar Başbakanlık Arşivi, Meclis-i Vükelâ Mazbataları, no. 215/137. ile Başbakanlık Arşivi, Dahiliye Nezâreti Idare-i Umumiye Evrakı, nr. 19-12, sıra 1-41. olarak arşivlerde kayıtlı..

Hoş, İstanbul zaten fiili işgal altında.. Yüzlerce yıl sonra esareti işgal ve esareti yaşayan kentin, Fatih’in, Ayasofya’nın boynu büküktü.. Osmanlı’nın egemenliğindeki topraklarda ve Anadolu’da işgal ettikleri her yerde camilere saldırmış, yakmış ve yıkmış olanların Ayasofya kapısında durması, Binbaşı Fethi Bey ile askerlerinin varlığından   değil, Ayasofya’nın ‘patlatılması’ tehdidinden olsa gerek..

Batı’nın İstanbul ve Ayasofya derdi ve davasının, hasretinin, bu nedenle Türk ve İslam dünyasına duydukları kin ve düşmanlığın tarihsel nedenselliğinin iyi bilinmesi gerek..!


Mustafa Kemal, Ayasofya gerçeğini bilmiyor muydu?


Şimdi şu sorunun yanıtının verilmesi ya da  bulunması gerekiyor:

Türk ve İslam tarihi konusunda Mustafa Kemal’in hassasiyetleri ve bilgi zenginliği biliniyor. Cumhuriyet Devleti’nin kuruluşunun üzerinden  11 yıl sonra neden ve niçin Mustafa Kemal, Ayasofya’nın ibadete kapatılarak,’müze’ye çevrilmesi karar ve talimatını verdi?

Tarihçi Ortaylı’nın dikkat çektiği gibi, Ayasofya’nın müze haline getirilişinin arkasındaki dış siyasi baskıların varlığı veya etkinliği henüz bilinmiyor..” yorumundan hareketle ‘bir zahmet’  olayın bu yönünü araştırmak ve değerlendirmek gerekiyor..

Murat Bardakçı ise, Mustafa Kemal’in Grace Ellison adında bir İngiliz hanım gazeteciye tâââ 1923’te açıkça Ayasofya’nın  ya ‘müze’ ya da ‘kapatılacağı’nı söylediğini ,gazetecinin 1923’te yayınladığı “An Englishwoman in Ankara” (Ankara’da bir İngiliz Kadın) ile 1928’de çıkardığı “Turkey To-day” (Bugünkü Türkiye) isimli eserlerinde Mustafa Kemal’in Ayasofya ve din üzerine düşüncelerini kamuoyuyla paylaştığına dikkat  çekiyor..

Bu konuya önümüzdeki yazımızda gireceğiz..

Esen kalın..


Etiketler: ENGİN ARICAN

Diğer GÜNDEM haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.