Bugün: 23.08.2019

ARICAN:NE GÜNÜ NE BAYRAMI..!?

ARICAN:NE GÜNÜ NE BAYRAMI..!?
Gazeteci-Yazar Engin Arıcan, 24 Temmuz 'Basın ve Gazeteciler Günü' üzerinde SonKurşun ve Gönen GÜRSES gazetesinde değerlendirmelerde bulundu..25.07.2019 12:38
24 Temmuz, ülkemizde Basın Bayramı ya da  Gazeteciler ve Basın Bayramı olarak kutlanmakta. Sözde Osmanlı İmparatorluğu 2.Meşrutilyetin yürürlüğe girmesi sonrası döneminde 24 Kasım 1908 tarihinde  basından ‘sansürün kaldırılması’ nedeniyle 10 Haziran 1946 tarihinde kurulan Türkiye Gazeteciler  Cemiyeti(TGC),nereden ihtiyaç duyulduğu hala tartışma konusu olan söz konusu tarihi ‘basından sansürün kaldırılışının yıl dönümü’ olarak kabul ederek,24 Temmuz’un Basın Bayramı olarak kutlanması kabul görmüş.

Öncelikle tarihsel ve mesleki bir yanlışı düzeltmek gerekiyor. 

Osmanlı İmparatorluğu dönemi dahil, Cumhuriyet Türkiyesi’nde yazılı, sesli, görüntülü basın ve yayın organları üzerinde, keza gazete sahipleri ve basın emekçileri ile yazar ve çizerler üzerinde  ‘sansür’ ve anti-demokratik baskılar, dayatmalar ile yaptırımlar  hiç bir zaman kalkmadı.

Günün önemine binaen Vali Yazıcı’nın mesajı önemli ve özetle, Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözlerini anımsatıyor: ‘Basın, bir milletin ortak sesidir. Bir milleti aydınlatma ve olgunlaştırmada basın, başlı başına bir kuvvet, bir okul, bir öncüdür.’

Basın hürriyeti ve konusunda 1924’te Mustafa Kemal’in dikkat çekici ve öğretici şu sözlerini de unutmamak gerekiyor:

“Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanmasının, ne derecede nazik bir vaziyet olduğunu söylemeye lüzum görmem. Her türlü kanuni kayıtlardan evvel bir kalem sahibinin ilme, ihtiyaca ve kendi siyasi telakkilerine olduğu kadar vatandaşların hukukuna ve memleketin, her türlü hususi telakkilerin üstünde olan, yüksek menfaatlerine de dikkat ve hürmet etmek manevi zorunluluğu, asıl bu mecburiyettir ki umumi düzeni temin edebilir. Bununla beraber bu yolda yanılma ve kusur olsa bile; bu kusuru düzeltecek etken ve vasıta; basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir.”

Basın ve gazetecilerin özgürlüğü konularında Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ve benzeri bir çok açıklamaları adeta yönetenler ve kamuoyu yani halk açısından öğreticidir. Örneğin, 1929 yılında Atatürk’ün “Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır” veciz ifadesi, aradan on yıllar geçmiş olmasına karşın ,hala yönetenler ve yönetilenler tarafından üzerinde ciddiyetle sorgulanıp, düşünülmesi gereken ifadelerdir.

Oysa ki, basınımızın ya da gazetecilerin, düşün insanlarımızın  özgürlüğü gerçek anlamda ülkenin bir demokrasi ve özgürlük sorunudur. İkisi birbirinden ayrılamaz…

O nedenle, Gazeteciler Cemiyeti’ne başkanlık yaptığım dönemlerde dahil, bir gazeteci ve yazar olarak ‘sansürün kaldırılışının yıldönümü’ ve bir bayram olarak hiçbir zaman kutlamadım; konuyu da olayı da ,bayram hikayesini de gerçekçi ve doğru, samimi bulmadım.

Kimileri için bu düşünceleri abartılı,eksik ya da yanlış da gelebilir.Ancak, gazetecilik mesleğinin mürekkebini,boyasını,tozunu yutmuş,kahrını çekmiş,ter akıtmış ve tüm yaşamları boyunca sadece mesleğinin gereğini yerine getirmeye çalışmış olanlar için yazdıklarım az bile sayılır. 

Gazetecinin afilli ,cicili-bicili sözlere karnı toktur.Çünkü,bu meslekte yıllarını tüketmiş olanların hep söylediği gibi, gazetecilik toplum nezdinde itibarlı ve havalı bir meslek ama dertli,çileli ve riskli bir meslektir.Verdiğiniz emeğe karşın  ömrü billah iki yakanız bir araya gelmez. O nedenle, gazetecilik yapan erkeğe, kız; kıza da koca bulmak zordur.Çoğu belli bir yaştan sonra kendisini kahrından, dertlerinden bir an için kurtulmak ve rahatlamak için içkiye vurur.

Kuşkusuz,bu yazdıklarım bir başka iş yapıp da geçimini kolaylıkla sağlayan,meslektaşlarımız arasında ‘bankamatikçi’ olarak bilinen ve hobi  ya da isim yapmak için gazeteciliği soyunmuş olanlar için geçerli değildir.Yani gerçek anlamda basının emekçiliğini yapıp da geçimini başka bir işten değil de bu meslekten çıkartmaya çalışanların dünyası ile bu çileli dünyanın konu mankenlerini,misafir sanatçılarını da birbirinden ayırmak gerekiyor.

Gazete, radyo ve televizyon sahipleri için de durumun farklı olduğunu sananlar,yanılırlar.Basın adına attığınız her adımın, aldığınız her nefesin parasal bir karşılığı bulunmaktadır.Sürekli maliyetlerinizin yükseltildiği, ekonomik kuşatmanın cenderesi altında limon gibi sıkıldığınız,bir de şu veya bu haber ya da bir makale, bir görüntü veya çatlak bir ses nedeniyle yedi ceddinizden hesap sorulup,sürüm sürüm süründürüldüğünüz,olmadı, mahpus damlarında çürütüldüğünüz bir alandır her hangi bir basın organının  veya gazetenin sahibi olmak..

Hani zaman zaman okur yada izleyici,dinleyici olana sorulur ya yalandan,medyamızı nasıl görüyorsunuz diye ve hep klişe yanıtlar alınır...Objektif,tarafsız, gerçekleri cesaretle dile getiren gazete, televizyon kanalı,radyo istiyoruz falan denir ya...Bir çoğu yalandır ve soranı baştan savmadır aslında..

Yalanla beslenen ve kelimenin tam anlamıyla soytarıların cirit attığı gerçeklikten ve doğrulardan uzak bir dünyanın tutsağıyız hepimiz.. Aslında okur,izleyici ve dinleyici gerçeğin kırıntılarına bile ulaşabiliyorsa günümüzde kendisini şanslı ve mutlu hissetmeli.

Bir de onlarca yıldır yaşanan bu rezil ve pespaye tabloya rağmen son yıllarda can çekişen medya sektörünü ve çalışanlarını kategorize eden bir anlayış geliştirildi. Yandaş medya, havuz medya, leğen medya, kandaş medya falan filan..Cumhuriyet tarihinde medyanın böylesine rezil ve farklı hesaplarla,farklı çıkarlar,hırslar için tepe tepe kullanıldığı yıllar olmuş mudur diye bakmak gerekiyor. Eminim,vardır ve kullanılmıştır ama dün saklanan rezillikler ve filmler bugün kusmuk gibi kendisini dışa vuruyor sanıyorum. 

Kimliksizlik,kişiliksizlik,duruşsuzluk adeta medya dünyamızın paçalarından bir kusmuk,bir sümük gibi akar, oraya buraya bulaşır hale geldi.Kimliklere ve kişiliklere lütfen bir bakın:Ajan gazeteciler, muhbir gazeteciler,çeşitli algı operasyonlarına alet olmuş gazeteciler,CIA veya bir başka ülkenin istihbaratınca besleme kılınmış gazeteciler,FETÖ’cü ya da PKK kimliği ile terörizmi ,teröristliği şirin göstermeye çalışan,kendi ülkesini, devletini,bayrağını,milletini dinini,insanını,örf ve geleneklerini aşağılamayı iş edinmiş  gazeteciler veya yazarlar  falan filan.. Bu gazeteciler ve yazarlarla, sunucularla ilgili aldıkları rakamlar telafuz edildiğinde insan aptallaşıyor. Gerçek bir gazeteci ya da yazarın ömrü billah göremeyeceği rakamlardan, maaşlardan,yaşam tarzlarından söz ediyorum.

Ben, bir gazeteci ve yazar olarak kutlamıyorum kardeşim, arkadaşım.Ne sansürün kaldırılışının bilmem kaçıncı yaş gününü ne de gazeteciler gününü kutlamıyorum..! Ret ediyorum.. Yıllanmış bu yalana ve yalan dünyanıza ortak olmayacağım...

Esen kalın...



Etiketler: ENGİN ARICAN

Diğer GÜNDEM haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.