Bugün: 18.09.2020

OZAN UTKU: GERÇEK BANDIRMALI OLABİLMEK ÜZERİNE

OZAN UTKU: GERÇEK BANDIRMALI OLABİLMEK ÜZERİNE
OZAN UTKU ARICAN YAZDI..Esas Kuva-yı Milliye şehrinin Bandırma olduğunu iddia edebilecek cürreti tarihe rağmen söyleyenler, Kurtuluş Savaşı’nda Balıkesir’in daha Mustafa Kemal Atatürk yola çıkmadan mücadeleye başladığını ne çabuk unuttular!. Ya da biliyorlar mı?..06.07.2020 12:06

Son zamanlarda sosyal medyaya göz gezdirirken, Balıkesir ve Bandırma arasında yıllardan beri süregelen tartışmaların yeniden bir tabelayla gündeme geldiğini gördüm. Herkesin totem olarak adlandırdığı bu tabelada Kuva-yı Milliye Şehri Balıkesir yazıyordu. Tabelayı gören her yaştan insan, ‘nasıl böyle bir tabelanın konmasına müsaade ederler!.’ diye resmen yakarıyor, tabelanın Bandırma’ya konmasını ‘felaket’ olarak adlandırıyorlardı. İşin ilginç kısmı ise, her gün adım adım Bandırma’yı gezen bu insanların bir anda “Bandırmalı” olmalarını görmekti. Düşüncelerimi bir adım ileriye doğru sorgulamaya iten şey ise, ‘Bandırmalı’ veya ‘onbuçuk’çu olmanın, gerçekten anlamının ne ve nasıl (?) olması gerektiğiydi.

  Bandırmalı olmak, aslında Bandırmalılar’ın il olma özleminin yıllardan beri süregelen isteklerinin birikmesinin dışa vurumudur. İşte ’10,5’ totemide, Balıkesire karşı bu şekilde Bandırmalılar’ın bünyesinde savaşımsal bir araç olarak yerini almış, memleketçiliğe evrilerek, fanatizme kadar varmış bir harekete dönüşmüştür. Bu sorun maalesef Türkiye’nin bir çok yerleşim yeri arasında da baş göstermektedir. Elbette Bandırma’nın sanayi ve liman kenti olarak kabarık nüfusu karşısında, kendine ait bir üniversitesinin de kurulması, il olma özlemini perçinlemiştir. Ancak ne zaman büyükşehir gerçeğiyle karşılaşılmış, o zaman bu heves, yerini hüzne bırakmıştır. Nitekim Bandırma, kent olarak gerekli gelişimi, çeşitli alanlarda gösteremeyince, gayretkeş olmayınca, il olma sadece hayal olarak kaldı. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, gelişmiş bir şehir olmak demek, sadece özel kuruluşların açılması, bina sayısının artması anlamına gelmemektedir. Şehirleşmenin türlü boyutsal gelişim aşamaları, toplumsal gelişim ile birlikte büyümek zorundadır.  Örneğin, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi’nin kurulması, il olmak için atılabilecek en önemli adımlardan birini ihtiva eder. Ancak, üniversitenin gerekli büyümeyi ve gelişmeyi sağlaması, taze bir kurumsal yapı olduğundan zaman almış, ancak bir kaç yıl içerisinde gerekli ilerlemeyi kat etmek için önemli adımlar atılmaya başlanmıştır.  Son zamanlarda tıp fakültesi binası, denizcilik okulu gibi gelişmeler bu atılıma ışık tutmaktadır. Özellikle, üniversitemizin Bandırma bünyesinde eğitim bayrağını taşıması, faaliyetlerde bulunması sadece eğitim açısından değil, ekonomik ve toplumsal bakımından kritik merkez gelişim yuvası görevi görecektir. Bu düşünceyi ortaya atmamızın sebebi, şehirlerin gelişiminde, üniversitelerin etkisinin apaçık görülmesidir. Bir öğrenci olarak, eğitim yaşamımda üçü örgün, biri açıköğretim olmak üzere dört üniversitede bu gerçeğin yakından şahidi olduğumda, şehirlerin tüm ekonomik yapılarını, kültürel hayatını şekillendirdiği ve geliştirdiği konusunda kesin bir kanaat sahibi oldum. Nitekim, bir çok şehrin ekonomik çarklarını sadece üniversiteli öğrenciler döndürüyordu. Bu gün aslında Bandırma Üniversitesi’nin önemi bir kez daha yüzümüze tüm gerçekliğiyle çarpıyor. Bu gerçek sadece ekonomik olarak değil, şehirleri devleştiren kültürel ve toplumsal dönüşüm, o şehirde bulunan entellektüel sınıfın eseridir. Sadece tarih alanında bile, Bandırma’nın gün yüzüne çıkartılması, bunun somutlaştırılması, Bandırma’nın kültürel ve toplumsal gelişimine çok büyük katkılar sağlayacaktır. Aynı şekilde bir çok alanda yapılan kültürel faaliyetler, çalışmalar, araştırmalar ve yayınlar, odak noktasında Bandırma’yı büyütecektir. Bu bakımdan, sadece üniversitenin bile, Bandırma’yı bir çok alanda çok ileriye taşıyacağı, hatta mihenk taşı olduğu su götürmez bir gerçektir.

  Mesele ‘Bandırmalı’ olmak, ‘10,5’ totemine sarılmak ise, yıllar önce yazdığım ve her ortamda anlattığım gibi, liselerimizden mezun olup, başka şehirlere eğitim için giden öğrencilerimizi burada tutamıyorsak, şapkayı önümüze koyup düşünmek zorundayız!. Örneğin Eskişehir önceleri pek önemsenmez bir şehirken, şimdi üniversite şehri olarak anılır oldu. Üstelik Türkiye’nin içinden yıllarca sıyrılamadığı Batı Anadolu’nun gelişim anlayışını ortadan kaldırdı. Aynı şekilde Doğu Anadolu’da bir çok üniversite, bugün akademik araştırmalarıyla, Türkiye’nin gündemine taşınabiliyor. Biz böyle bir gelişim sürecinde, yerimizi alamazsak, önemsemezsek, kayıp Türkiye’nin ve insanlarımızındır, Bandırma’nındır!.. Bu anlayış farklılıklarının getirdiği Balıkesir-Bandırma uçurumunu yaratmaya çalışanlar, tabelayı Bandırma için felaket olarak adlandıranlar ise, kendi cahillikleri içerisinde tarihi bir yanlışın girdabından çığlık atıyorlar. Esas Kuva-yı Milliye şehrinin Bandırma olduğunu iddia edebilecek cürreti tarihe rağmen söyleyenler, Kurtuluş Savaşı’nda Balıkesir’in daha Mustafa Kemal Atatürk yola çıkmadan mücadeleye başladığını ne çabuk unuttular!.  Ya da biliyorlar mı?.. Elbette Bandırma’nın da bu mücadelede rolü vardı; ancak incelediğinizde Balıkesir’in gerçekten neden ‘Kuva-yı Milliye Şehri Balıkesir’ olarak şanlandığını anlayacak derinlikte olmadığınız aşikâr. Veya Bandırma’nın eskiden neden Edincik’e bağlı bir kasaba olduğunu anlayabilmeniz de muamma görünüyor.

 Evet derdimiz Bandırma’nın gelişerek ilerlemesi, toplumsal bir zenginlik ve kültürel yaşama sahip olması ise, sorun tabela değildir!. ‘Bandırmalılar çalışkandır. Bu şehri en kısa zamanda imar edip, mamur hale getireceklerdir’ sözünü dile getiren Atatürk bile, bugünü görseydi muhtemelen kahrolurdu. Bandırma il olsun istiyorsak, boş lakırdılarla değil, ancak ve ancak çalışarak, azmederek başarabiliriz. Toplumsal bazda bir ayrışma içerisine girenler, tarihini bilmeden yanlış hesap tutanlar, tarihin sahnesinde hiçbir hükmünüz yoktur. Bu memleketin insanları, birlik ve beraberlik içerisinde, kendi tarih bilinçleri ve kültürleriyle, varlığını muhafaza etmelidir. Felaket tellallığı yapanlar, asıl felaket, asıl felaketin borazanları olanlardır!..


Etiketler: OZAN UTKU ARICAN

Diğer GÜNDEM haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.