Bugün: 18.09.2020

TRUMP’IN MEKTUBU ÜZERİNE




Ne yazık ki Türkiye olarak güney bölgemizde yaşadıklarımıza  baktığımız da  çok hareketli, çok hassas ve de çok önemli  olaylar içinde kaldığımızı görüyoruz. Yaklaşık 10 yıl boyunca süregelen Suriye iç savaşıyla beraber Orta Doğuda yükselen tansiyonun belki de en fazla etkisi altına aldığı ülkeler arasında bizim ülkemiz Türkiye olduğunu söyleyebiliriz.

Gerçekten de gerek siyasi gerekse ekonomik yönden epey hırpalandığımızı ve hala büyük bir ordu gücümüzün sınır ötesinde görevler yaptığını düşünürsek eğer işimizin çok ama zor olduğunu söyleyebiliyoruz.

 Bu gün hangi açıdan bakarsak bakalım bu bölge için laf üreten çok ülke var ama iş üreten dediğimiz yani elini taşın altına koyanlar olarak düşünürsek eğer başta Türkiye olmak üzere sonra Rusya ve Amerika ile İran’nın geldiğini söyleyebiliriz.

Ve ABD başkanı sayın Trump’ın  Sayın Cumhurbaşkanımıza gönderdiği o  9 Ekim tarihli mektuba bakarsak eğer inanılmaz biçimde yazılmış sevisiz bir mektup olduğunu, diplomasi ile yakından hiç alakası olmadığını, adeta sokak ağzı ile yazılmış bir mektup olduğunu görüyoruz.

Hepimizin takip ettiği gibi bu mektup bizim iç siyasetimizde epey tartışıldı biliyorsunuz. Muhalefet ağır bir cevabın verilmesi yönünde bir tavır takınırken iktidar ise mektubun kale alınmadığını, Barış Pınarı Harekatına devam edilerek mektubun çöpe atıldığını söylüyordu.

Tabi bu arada devam eden harekatla beraber gerek ABD gerekse RUSYA ile yapılan protokol zamanlamalarını düşündüğümüzde ilave bir sıkıntının çıkması durumunda sorunların nereye varabileceğini kestirmenin gerçekten çok güç olacağını düşünüyorum. Şimdi Sayın Cumhur Başkanımız ABD’ye gidecek. Sanıyorum bu mektup orada yine konuşulacak. Demem o ki Türkiye olarak sahadaki isteklerimizi bir kazanalım sonra bu işlere bakarız kabilinden bir hareket içine girdiğimizi ve iyi de olacağını düşündüğüm bir diplomasi uygulandığını görüyorum.

 Ama benim burada düşündüğüm bir konuda bu mektuba muhalefet tarafından da bir cevabın verilmesini uygun düşer miydi acaba? Neden derseniz çünkü anılan mektup Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsında Türkiye Cumhuriyetine gönderilmiş olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla nasıl bir cevap verilmesi düşünülüyorsa o şekil bir cevabın muhalefet tarafından yüksek sesle tüm dünyaya verilemez miydi acaba diye düşünmüştüm açıkçası. Ve bu aslında muhalefet adına prim yapabilecek bir davranış da olabilirdi mesela.

Sonuç da böyle bir davranış hem uluslararası diplomaside hükümetin elini rahatlatabilirdi hem de iç siyasette bir dayanışma üreterek tüm siyasi partilerimiz için olumlu bir çalışma olabilirdi diyorum.

Esen kalınız.



 

 

 

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 269