Bugün: 23.09.2020
  • Ana Sayfa
  • »
  • CENNET VE CEHENNEM, NE OLURSA OLSUN, VATAN MUTLAKTI!.. TEKTİ...

CENNET VE CEHENNEM, NE OLURSA OLSUN, VATAN MUTLAKTI!.. TEKTİ...


15 Temmuz 2016 tarihinde ABD destekli Fetullah Gülen Terör Örgütü’nün darbe kalkışmasına karşı, Türk Milletinin şanlı direnişinin 4. sene-i devriyesini kutladığımız, tarihi günlerden birine şahitlik ediyoruz.

 

Çok uzak değil tam dört sene önce, milletin değil, GLADYO’nun bağrından ve tohumlarından koparak ülkenin neredeyse devletin  tüm kurumlarını sarmaşık gibi saran FETÖ, Türk milleti ve devletine karşı zehrini gün yüzüne çıkartmıştı. Tüm planları, milletin meydanlara inerek, tanklara ve silahlara karşı duruşuyla suya düşmüştü. Bu durumu niye hesaba katmadılar, diye sorduğumuzda, olan bitenin önemini kavramak için tarihi gerçekleri, kısaca bir gözden geçirmek gerekiyor zannındayım.


  Osmanlı’nın çöküşüne doğru yaşanan savaşlarda harap ve bitap şekilde ülkenin savunulması için varını yoğunu feda eden Türk milleti, Anadolu kıyılarına düşman yanaştığında, yine hiçbir şekilde gözünü kırpmadan kendisinden kat be kat güçlü düşmana karşı ülkesini kanının son damlasına kadar savunmasını bilmişti.

Analar, Çanakkale’ye oğullarını kınalayarak gönderdiğinde, Osmanlı 1. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştireceğine belki de inanmıyordu. Nitekim Çanakkale’de Almanlara rağmen kazanılan büyük zafer, aynı zamanda Anadolu’da kurtuluş ateşinin ilk kıvılcımını çakmıştı. Anadolu bir anlamda canlanmış, Mustafa Kemal gibi bir komutan halkın kalbine inanç tohumları ekmiş, Çanakkale’de akıllara durgunluk veren mücadele, ‘Çanakkale ruhu’ olarak benliğimizde yer etmişti.


Akif dediği gibi ‘Tek dişi kalmış canavar’ın, Osmanlı ülkesinin her karış  toprağında, her bölgesinde bulunan etnik azınlıklar ve halklar üzerinden yaptıkları planlar ise ancak Mondros ile inayete erecekti. Nitekim Syces-Picot’un ardından ortaya çıkan Sevr planına sıra gelmişti. Osmanlı Devleti ne kadar ülkenin savunulması hususunda aciz kalsa da, devlet içerisinde kurtuluş planları yapan önderler, hamlelerini gelişen olaylara göre gerçekleştirmek için gün sayıyorlardı. Diğer yandan, İttihat ve Terakki bünyesinde Müdafaa-i Hukuk anlayışının bir çok insan tarafından benimsenmesi, Anadolu’da milli mücadelenin önderlerini ortaya çıkarttı. İttihat Terakki Fırkası’na  az çok bulaşmış bir çok kişi, Osmanlı’nın kuruluşunda çok açık şekilde etkisi görülmüş ‘abdallar’ ve ‘dervişler’ diyebileceğimiz halkın bağrına yerleşmiş kişiler ile birlikte teşkilatlanmaya başladı.


Bu bize hiç yabancı değildi!..


   Çünkü, Türk tarihi içerisinde ‘Aksaçlılar’ olarak tanımladığımız grup, işte bu halkın bağrında, ülkenin topraklarında mobilize olan önderlerdir. Nitekim bu kişiler her zaman halkın tarafında, hakka bağlı olan, meziyet sahibi vatansever kişilerdir. Vatanın savunulması söz konusu olduğunda ise, eşi benzeri görülmemiş bir atılganlık ile ülkeyi sarar, varını yoğunu, gerekirse ailesini feda edebilirler.  İşte biz kurtuluş savaşında buna şahit oluyorduk. Kadını, erkeği, çocuğu demeden, daha emeklememiş bebelerini sırtlayan analar; her meslek grubundan cahili, entellektüeli, zengini, fakiri; İslamcısı, batıcısı, şeriatçısı, tüm millet, farklılıklarını bir kenara bırakarak yek vücut halde bu vatanı kurtardı.

Cennet ve cehennem, ne olursa olsun, vatan mutlaktı!..Tekti..!

Ancak zamanla bu ruh bir şekilde sindirildi. Belki adı kaldı, kimisinde yaşadı, kimisi gizledi.. Hatta vatanın bağımsızlığı söz konusu olduğunda kimi can verdi. Cumhuriyet kuruldu, bağımsızlık elde edildi ama, maalesef tam anlamıyla ‘Bağımsız Türkiye’ adına yola çıkmış olanlar, Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra, Batı’nın rüzgarına kapılmanın yanında, Türkiye’yi yabancı devletlerin uydusu haline getirdi. Bu sürece girildiğinde ise paçayı bir kez kaptıran elini, kolunu, gövdesini, hatta kalbini de bu bünyeye kaptırdı.


 Ancak, Türk milleti bu, hafife almayın!.


Ne Çanakkale ruhunu ne de Kuvva-yı Milliye ruhunu silemediler. Derin ve yegane şekilde milletin bağrında ve aklında bir kor gibi hayatta kaldı. Öyle aciz ve düzenbazdılar ki, darbeleri bile Atatürk’e ve Milli Mücadeleye dayanmadan gerçekleştiremediler. Bu bir oyundu, oyunun perdesi ve boyası ortadan ne zaman kalktı, ne zaman milletin bağrından kopan evlatlarımız “cambaza bakma, oyun bu!” dedi, o zaman kanlı çarkları harekete geçti. Millet; ‘darbeye karşı durmasın, yapılanlara boyun eğsin’ diye türlü taklalar atanlar, halkı sindirenler, oyunu gören aydın gençleri, tabiri caiz ise ‘aksaçlı’ çınarları yok edenler, elbette halkın meydana inmesini düşük bir ihtimal olarak görüyorlardı.


   Halk ne zaman bunun bir oyun olduğunu, demokrasi ve adalet getirmeyeceğini gördü, işte o zaman bayrağı eline aldı ve canını siper etti. Sebebi ne olursa olsun, Türk halkının 15 Temmuz günü meydanları doldurması, darbecilere karşı can siperane durması, prangalarımızdan kopuşumuzu başlattı.


İtilaf Devletleri’nin deyimiyle ‘Hasta Adam’, bir anda ‘Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ olarak,  tokadı patlatıvermişti. Bugün, ‘Darbeci uçaklara sopa sallıyor, tanklara yumruk sallıyor, sanki düşürecek, cahil herif..’ diye, milli ruhu görmezden gelerek, küçümseyenler, sizler, Türk milletinin ruh-ı haliyesinden çook uzaktasınız. İşte o ruh ile, dağ bayır demeden, varıyla yoğuyla mücadele eden atalarımız bu tarihi destanı yazdılar. Bugün, onların destan yazdıkları topraklar üzerinde yaşamaktasınız.


  İşte tam dört sene önce, devletin kılcal damarlarına kadar sızmış olan bu eli kanlı terör örgütünün darbe girişimi, Türk tarihinde, ancak hayatı söz konusu olduğunda olabilecek bir  ruhu yeniden diriltti ve bu ruhun kaybolmadığını, yaşadığını gösterdi. Farklılıklarına rağmen bir ve bütün olan Türk Milleti, adeta bir balyoz gibi kafalarını ezdi..!


  Bu dört sene içerisinde özgüvenini ve gücünü yeniden inşa eden, yılların getirdiği bağlayıcı prangalardan kurtularak, büyük usta Nazım’ın ifadesiyle Uzak Asya’dan bir kısrak başı gibi yeniden harekete geçti bu devlet.! Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine kadar tüm tecrübesiyle hareket eden Türkiye, bugün imparatorluk ve Cumhuriyet politikalarına yeniden dönmenin, palazlanmanın, bağımsızlığını bu kadim ruh içerisinde gerçekleştirmenin kavgasını veriyor.


  Bu dört sene içerisinde kendi içindeki urları ne kadar dışarı atmaya çalışsa da, asıl kavga şimdi başlayacak.! Oğulların babaları da var kuşkusuz. Onu doğuran, büyüten, yetiştiren ve bu günlere getiren bir de anası var.. 15 Temmuz’dan sonra Türkiye Cumhuriyeti çok önemli adımlar attı, yenilikler ve gelişmeler içerisinde ilerledi. Bu sonu bucağı olmayan  harpte içeriden ve dışardan türlü darbeler aldı. Hala ülkede ABD ve NATO’nun onlarca üsleri olduğu bir gerçekse, Türkiye’nin bağımsızlığı ölçüsünde, gerçekler gözetilmeli. Ancak ve ancak, bu şekilde ok hedefe ve menziline böyle  tam anlamıyla ulaşır.!


  15 Temmuz günü, canını, canından parçaları feda eden insanlarımıza, üzerimize düşen görevi devletimiz eksiğiyle fazlasıyla yerine getirmeye çalışıyor.Bu arada eksikler ve yanlışlar yok mu? Tabii ki var..!Hatta, Türkiye tarihinde amacına ulaşamayarak yarım kalmış ne var ise, gerçekleştirilmeye çalışılıyor.Lafını bile etmenin başınıza türlü belalar getirebileceği Türkiye, bağımsız ve milli bir devlet olacağını, hem korkmadan savunuyor hem de icra etmeye çalışıyor.. Yeniden söylüyorum, yetmez!..   Yılanın başını ezmeden ve yılanın yuvalarını dağıtmadan, tehlikenin varlığının ortadan kalkması fiziken mümkün görünmüyor.


Ne diyor Akif  “Korkma”.. !


  Umarım ileriki yıllar, ‘tam bağımsızlık’ ve milli egemenliğin gerçek anlamda tesisi  adına, daha kararlı, korkusuz adımların atılabileceği bir Türkiye’ye gebedir. Al bayrağımız ancak bu şekilde gölgeden uzak, göklerde korkusuzca yelelerini savuracaktır.!

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 65