Reklamı Geç
YAZARLAR
AŞAĞILIK PSİKOLOJİSİ VE İNSANOĞLUNUN DEHLİZLERİ
Ozan Utku ARICAN
09 Mayıs 2022 - Pazartesi 03:53
326 defa okunmuş.

 

İnsanların yıllar içerisinde kendilerini tanıyamamaları çok büyük bir sorunu beraberinde getirir; ‘aşağılık psikolojisi’.  Hayatın uzun dönemeçlerinde kendi benliğine rastlayamayan insanlar genellikle kendilerini gerçekleştirme noktasında sürekli bocalamalar yaşar. Yaşamlarını sürdürmek amacıyla belli işler yapmak zorunda kalsalar da, ilerleyen yaşlarda hoşlandıkları bir hobiyi keşfetseler de hemen bir hüzün kaplar onları. Keşke kelimesinin ağızdan dökülüşüyle birlikte, film şeridi gibi gözlerinin önünden geçen ömür perdesinde kayıp geçen zamanın küllerine saplanıp kalırlar. Bu, aynaya baktıklarında acınası bir gülümsemeyle insana çekiç gibi vurur. Artık bir şeylerin olması için gereken zamanda ve yerde değillerdir.  Vakit çok geçtir yaşanacaklar için. Yaşanamamak, insanın kursağında adeta bir adem elması gibi takılıp kalır. O öylece yüreğinin derinlerine yuvarlanan alev topu gibi göğüs kafesindeki kemikleri yüzeye doğru yakmaya başlar. Sanki ölü zamanın taneleri kıvılcımlar saçıyordur. Her gece yumru gibi orada öylece duruyordur.
   Yaşanabilecek yoğun hisleri birazdan hayalimizde canlandırınca bile insanın nasıl bir çıkmaza düştüğünü anlamakta güçlük çekmiyoruz. Kısa bir hayat çizgisini en güzel şekilde göğüslemek ve sonuna kadar hayatın tadını çıkarmak isteyen bizler için en kötü şey bomboş ve düş kırıklarıyla dolu bir yaşamda nefes alarak ölüme yürümenin verdiği derin sarsıntı ve yıkım... Ölümden korktuğumuz kadar belki de içimizde yoktur böyle karanlık bir dehliz. Her gün unuttuğumuz ve her an yanımızda taşıdığımız ölüm gerçeği, insanın varoluşsal problemlerinden biri. Bu hiçbir zaman değişmeyecek; insanın, hayatın dönemeçli ve zorlu yollarında kendine kavuşmaya çalışması gibi. İnsan kendine kavuşmak, gerçekleştirmek ve hayalinde kurduğu yaşamı en kısa zamanda oluşturmak ister. Örneğin ardında bir çocuk bırakmak arzusunu hisseder.. Çünkü kendisinden sonra Dünya’da onun soyunu devam ettirecek birisinin bulunması onun iç rahatlığıyla dünya hayatına gözlerini yummasına olanak sağlar. Ya da içgüdüsel olarak bunu yapma ihtiyacı hisseder. ‘Yuvayı dişi kuş yapar’ misali kadın da benzer içgüdüler ya da yönelimler içindedir. 
   İşte bu kısacık hayatta, gelişine bir şekilde hayata atılan insan, nasıl ve nerede yaşayacağını da kestiremediği için devam eden süreçte hayalindekileri başarıp başaramayacağını maalesef bilemez. Bunu akış gösterir; savaşın tam göbeğinde Dünya’ya gelip bir komutan, ya da başka bir yerde doğup profesör olacak. Ancak onu nihai olarak ortam şekillendirecek. 
    İnsan hayatında ne olursa olsun, çocukluğunda büyüdüğü yer, gördüğü yaşamlar, çektiği acılar ve mutluluklar onu gelecekte oluşacak kişiye dönüştürür. Biz buna yaşantı diyoruz. Yani bizi biz yapan süreç ve yerler. Ancak bu süreçte ruhunu yitirmeyenler, kalplerini iyilik ve doğru azimle dolduranlar bembeyaz pamuksu bir rahatlık içinde nefes alırlar. Oluşum evresinde, karakterini yitiren, doğru zeminde duramayan ve zamanla omurgasız bir duruşa sahip olan insanlar; ömürleri boyunca çevrelerine de bunu yansıtarak, toplumsal sıkıntılara dahi sebep olabilecek meseleleri ortaya çıkarırlar. Üzüm üzüme baka baka kararır misali ailelerini de kendilerine benzeterek, kimliksiz, ruhsuz ve samimiyetten yoksun içi boş hava balonlarına dönüşürler.  Çok iyi yaptıkları bir işleri dahi olsa, içlerinde gerçekleştiremedikleri benliklerinin ağırlığı altında ezilirler. Bu eziliş esasında arzuladığı işe ve mesleğe ulaşamamaktan kaynaklanmaz, karaktersiz ve suratsız, maskeli mahlûkatlara dönüşürler. Hani Mevlana’nın söylediği gibi, ‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’. İşte insan ne olursa olsun, nereye varırsa varsın, istemediği bir meslek sahibi de olsa, önce dümdüz bir omurgaya sahip olmalı. Suratsız değil;  kendi diliyle, beyniyle, gözleriyle, elleriyle, karakteriyle özgün ve özel olmalı. Yoksa ne göründüğü gibi olur ne de olmak istediği gibi görünür.

Adınız
Yorumunuz
Hiç yorum yapılmamış.

Diğer Yazıları

ÇIKAR MI DÜNYANIN ACISI Bİ’ ZEYTİNDEN?
319
‘Biz Kuva-yı Milliyeciyiz oğlum’
287
KUKLACI-SAHNE-OYUN
1033
15 Temmuz - Neyi Niye Yazmaktan Korktunuz?
187
KEMALİZM’DEN RAHATSIZ OLANLAR…
134
ATA'NIN YOLU
180
YOL HARİTASI
197
GÖKBÖRÜ
187
KARTALKAYA FACİASI ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
184
DEPREM GERÇEĞİ VE SOSYOLOJİK DURGUNLUK
170
YILLAR ÖNCE YAZDIĞIM BİR YAZININ ANIMSATTIKLARI
174
SURİYE MESELESİNE NASIL BAKMALIYIZ?
175
BARIŞ- DEMOKRASİ – CUMHURİYET VE NEO-LİBERALİZM?
196
Türk Rönesansı: KÖY ENSTİTÜLERİ (1940-1954)
240
Türk Siyasi Zihniyeti Neden Çözüm Üretemiyor?
341
TÜRKİYE'DE DOĞRU SİYASET HANGİ İLKELERE DAYANMALI?
282
HAYAT BİZE NEYİ ÖĞRETEMEDİ?
262
GERÇEĞİN IŞIĞINDAKİ BUKALEMUN
271
TARTIŞMA VE ELEŞTİRİ KÜLTÜRÜ NİYE ÖNEMLİ?
367
GERÇEĞİN IŞIĞINDAKİ BUKALEMUN
261
ŞEREF VE İSTİKLÂL
274
İktisadi Krizler Tüketim Alışkanlıklarını Nasıl Etkiledi?
282
Anadolu ve Türkler
264
SİYASİ DURUŞ VE KİMLİK SORUNU
273
‘Türkiye, Türkiye’den Büyüktür’
293
KIVILCIM
273
GAFLET-DALALET-HIYANET
308
TOPLUMSAL ALZHEİMER
300
TÜRKİYE'DE EĞİTİM ÜCRETSİZ Mİ?
320
ABD'NİN 'CAMBAZA BAK' OYUNU !
303
FİYASKO: NEO-LİBERAL EKONOMİK-POLİTİKA
327
İNTERNETİN NATO'SU NE ANLAMA GELİYOR?
260
TARİHTE BİR YOLCULUK.. (1)
281
KÜLTÜREL DÖNÜŞÜM VE EĞİTİM
280
BİR PULSUZ DÜŞÜNCE
312
DOSTOYEVSKİ'den TOLSTOY'a...
320
MABED
263
ATATÜRK VE DEVRİM -2-
274
BU GİDİŞLE...
335
ATATÜRK VE DEVRİM -1-
269
CEPHANE
322
BELEDİYE, HALKLA İÇSELLEŞME VE HALKÇILIK
301
13
352
Endüstriyel Et Yığınları
284
Batıcılık ve Aşağılık Psikolojisi
324
Kapitalizm İçerisinde Şans Oyunu ve İnsana Dair..
312
GÖNLÜ YOL GÖSTERİCİ, ELİ ÖPÜLESİ İNCİLÂ ÖĞRETMEN
392
Çok Farklı Bir Gelecek..!
425
Çok Farklı Bir Gelecek..!
281
EFESLİ HERAKLEİTOS'A SELAM OLSUN
290
TAVUĞUN BACAĞI..!
292
Deve Kuşu Politikası
289