Reklamı Geç
YAZARLAR
13
Ozan Utku ARICAN
22 Ocak 2022 - Cumartesi 12:54
317 defa okunmuş.
Ben, ayın 13’üne rastgelen bir günde dünyaya geldim. Herkesin uğursuz kabul ettiği bir günde, sıradan bir insan olarak büyüdüm. Her canlı gibi hayatın türlü ihtimalleri içinde iyi ve kötüyü gördüm. Her başarının sonunda bir mutluluk ve yeni yolların olduğunu, yürüdüğüm yolda türlü sorunların ve başarısızlıkların olduğunu da gördüm her insan gibi. Bu inanışa saplanıp kalsaydım, herhalde ne bahtsızım diye kendi yalnızlığım ve mutsuzluğumla yoğrulur, hayatı ertelerdim. Belki de yaşanan her kötü olayı 13’e yorardım.
 
 
13, bir çok insan için uğursuz bir sayı olarak kabul edilir. Sanki insan bu rakamla karşılaştığında tüm hayatı tepe taklak olacak gibi hisseder. Kapkara bir sis perdesi tün yaşanacakların üzerini örter.  Olacak olan olmaz olur; aşılacak olan tepeler bir bakmışsın gözünde büyümüş… ‘Ayy 13 mü! Uğursuuuuz’ der yüzyılların getirdiği korkuyla kendimizi yer dururuz. Yetmez, bir de insanlara da bu inanışı aşılarız, “13’ünde mi doğdun? Uğursuz günde doğdun demek”. İnsanın doğduğu güne kadar uğursuz olan bu sayı aslında uzun yıllar kat ederek bugüne ulaştı.
 
Ben, ayın 13’üne rastgelen bir günde dünyaya geldim. Herkesin uğursuz kabul ettiği bir günde, sıradan bir insan olarak büyüdüm. Her canlı gibi hayatın türlü ihtimalleri içinde iyi ve kötüyü gördüm. Her başarının sonunda bir mutluluk ve yeni yolların olduğunu, yürüdüğüm yolda türlü sorunların ve başarısızlıkların olduğunu da gördüm her insan gibi. Bu inanışa saplanıp kalsaydım, herhalde ne bahtsızım diye kendi yalnızlığım ve mutsuzluğumla yoğrulur, hayatı ertelerdim. Belki de yaşanan her kötü olayı 13’e yorardım.  
 
13’ün benim için bir diğer anlamı ise, Tolstoy ile tanıştığım yaşa denk gelmesi. Bir gün ‘İnsan Ne İle Yaşar?’ adlı kitabını kitabevinde gördüğümde sorgulayan ve merak uyandıran bu başlık beni cezbetti. Çok iyi hatırlıyorum, hikayeyi okurken sevginin ve mucizenin bu kadar güzel ve incelikle anlatılmasına gülerek şaşırmıştım. Hala rafımda kendisi, 13 yaşımın izlerini hatırlatırcasına göz göze geliyoruz ve beni gülümsetmeye devam ediyor.
 
 Yıllar sonra düşün seviyem geliştikçe, bizi kuşatan ne kadar çok tevatür olduğunu daha iyi gördüm. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli şey düşünebilmesiydi. Ancak bu gücünü neden kullanmıyordu? Seçim yapmak konusunda bilgisi vardı. İnsanın geldiği nokta itibariyle bilgiye ulaşmak çok kolaydı, ancak ulaşmak istemiyor ve etkilere karşı demirden bir zırh örüyordu. Hatta kaçıyordu. İyi ne varsa arasına bariyerler örüyor, sadece anlayabildikleriyle yetiniyordu.  Ya da duyduklarını bir anda doğru kabul ediyor, gerçeğin kaynağından su içer gibi kana kana tozpembe köpüklerle beziyordu kendini. Zannediyor ki Köroğlu gibi içtiği köpükler ona aydınlığı getirecek. Mucizeyi doğuracak. Ancak esas mucize ve aydınlığı kafasında taşıdığını bilmiyor.
 
Sonra 13 beni daha da derinlere sürükledi. İnsanlar neden buna ve bunun gibi türlü tevatüre sarılıyor?  Ve yıllar sonra Matrix filmi bir kitabın kanlı canlı haliyle bizlere bir çok mesaj verdi ve paradoksal derinlerine bizleri sürükledi. Gerçeğe sımsıkı sarılıp mücadele edenler ve halüsinasyondan ibaret olan bir Dünya’da yaşayan insanların dünyasına. Uyanış. Uyanış için mücadele etmek, Nazım’ın deyişiyle ‘Akın var akın güneşe akın, güneşi zaptedeceğiz güneşin zaptı yakın’. Sesi hala kulaklarımızda büyük devrimcinin. Hala kurşun eritmeye çağırıyor bizleri. Ben de betondan zindanlarımızı eritmeye çağırıyorum.
 
Yıllar sonra cehaletin kara perdesinin yırtılması için mücadele etmenin ne kadar onurlu ve şerefli bir yol olduğuna kanaat getirdiğimde, ‘hayatımın çizgilerini buna göre şekillendirmeliyim’ demiştim. O zaman liseli bir ergendim oysa… Neyi ne kadar bilecektim? Ancak yine elime bir şey geçmişti. Paulo Coelho’nun Işığın Savaşçısının El Kitabı.  Hiç unutamam, kitabı okumaya okulda başlayıp, gece hastanedeki yoğun bakımda bitirmiş, yine 13’ümde olduğu gibi gülüyordum. Kimi rahatsız olur, hala gerçeği gördüğümde, bulduğumda gülmeye başlarım.
 
Sonra ufka dalar, yeni ufuklara dalarım.
Adınız
Yorumunuz
Hiç yorum yapılmamış.

Diğer Yazıları

‘Biz Kuva-yı Milliyeciyiz oğlum’
39
KUKLACI-SAHNE-OYUN
990
15 Temmuz - Neyi Niye Yazmaktan Korktunuz?
152
KEMALİZM’DEN RAHATSIZ OLANLAR…
99
ATA'NIN YOLU
141
YOL HARİTASI
161
GÖKBÖRÜ
149
KARTALKAYA FACİASI ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
145
DEPREM GERÇEĞİ VE SOSYOLOJİK DURGUNLUK
136
YILLAR ÖNCE YAZDIĞIM BİR YAZININ ANIMSATTIKLARI
138
SURİYE MESELESİNE NASIL BAKMALIYIZ?
141
BARIŞ- DEMOKRASİ – CUMHURİYET VE NEO-LİBERALİZM?
163
Türk Rönesansı: KÖY ENSTİTÜLERİ (1940-1954)
204
Türk Siyasi Zihniyeti Neden Çözüm Üretemiyor?
299
TÜRKİYE'DE DOĞRU SİYASET HANGİ İLKELERE DAYANMALI?
247
HAYAT BİZE NEYİ ÖĞRETEMEDİ?
225
GERÇEĞİN IŞIĞINDAKİ BUKALEMUN
226
TARTIŞMA VE ELEŞTİRİ KÜLTÜRÜ NİYE ÖNEMLİ?
322
GERÇEĞİN IŞIĞINDAKİ BUKALEMUN
225
ŞEREF VE İSTİKLÂL
237
İktisadi Krizler Tüketim Alışkanlıklarını Nasıl Etkiledi?
245
Anadolu ve Türkler
229
SİYASİ DURUŞ VE KİMLİK SORUNU
238
‘Türkiye, Türkiye’den Büyüktür’
254
KIVILCIM
235
GAFLET-DALALET-HIYANET
263
TOPLUMSAL ALZHEİMER
260
TÜRKİYE'DE EĞİTİM ÜCRETSİZ Mİ?
289
ABD'NİN 'CAMBAZA BAK' OYUNU !
261
FİYASKO: NEO-LİBERAL EKONOMİK-POLİTİKA
270
AŞAĞILIK PSİKOLOJİSİ VE İNSANOĞLUNUN DEHLİZLERİ
289
İNTERNETİN NATO'SU NE ANLAMA GELİYOR?
221
TARİHTE BİR YOLCULUK.. (1)
250
KÜLTÜREL DÖNÜŞÜM VE EĞİTİM
239
BİR PULSUZ DÜŞÜNCE
273
DOSTOYEVSKİ'den TOLSTOY'a...
287
MABED
227
ATATÜRK VE DEVRİM -2-
240
BU GİDİŞLE...
291
ATATÜRK VE DEVRİM -1-
234
CEPHANE
287
BELEDİYE, HALKLA İÇSELLEŞME VE HALKÇILIK
261
Endüstriyel Et Yığınları
247
Batıcılık ve Aşağılık Psikolojisi
292
Kapitalizm İçerisinde Şans Oyunu ve İnsana Dair..
270
GÖNLÜ YOL GÖSTERİCİ, ELİ ÖPÜLESİ İNCİLÂ ÖĞRETMEN
359
Çok Farklı Bir Gelecek..!
375
Çok Farklı Bir Gelecek..!
244
EFESLİ HERAKLEİTOS'A SELAM OLSUN
259
TAVUĞUN BACAĞI..!
256
Deve Kuşu Politikası
252