Reklamı Geç
YAZARLAR
AŞAĞILIK PSİKOLOJİSİ VE İNSANOĞLUNUN DEHLİZLERİ
Ozan Utku ARICAN
09 Mayıs 2022 - Pazartesi 03:53
312 defa okunmuş.

 

İnsanların yıllar içerisinde kendilerini tanıyamamaları çok büyük bir sorunu beraberinde getirir; ‘aşağılık psikolojisi’.  Hayatın uzun dönemeçlerinde kendi benliğine rastlayamayan insanlar genellikle kendilerini gerçekleştirme noktasında sürekli bocalamalar yaşar. Yaşamlarını sürdürmek amacıyla belli işler yapmak zorunda kalsalar da, ilerleyen yaşlarda hoşlandıkları bir hobiyi keşfetseler de hemen bir hüzün kaplar onları. Keşke kelimesinin ağızdan dökülüşüyle birlikte, film şeridi gibi gözlerinin önünden geçen ömür perdesinde kayıp geçen zamanın küllerine saplanıp kalırlar. Bu, aynaya baktıklarında acınası bir gülümsemeyle insana çekiç gibi vurur. Artık bir şeylerin olması için gereken zamanda ve yerde değillerdir.  Vakit çok geçtir yaşanacaklar için. Yaşanamamak, insanın kursağında adeta bir adem elması gibi takılıp kalır. O öylece yüreğinin derinlerine yuvarlanan alev topu gibi göğüs kafesindeki kemikleri yüzeye doğru yakmaya başlar. Sanki ölü zamanın taneleri kıvılcımlar saçıyordur. Her gece yumru gibi orada öylece duruyordur.
   Yaşanabilecek yoğun hisleri birazdan hayalimizde canlandırınca bile insanın nasıl bir çıkmaza düştüğünü anlamakta güçlük çekmiyoruz. Kısa bir hayat çizgisini en güzel şekilde göğüslemek ve sonuna kadar hayatın tadını çıkarmak isteyen bizler için en kötü şey bomboş ve düş kırıklarıyla dolu bir yaşamda nefes alarak ölüme yürümenin verdiği derin sarsıntı ve yıkım... Ölümden korktuğumuz kadar belki de içimizde yoktur böyle karanlık bir dehliz. Her gün unuttuğumuz ve her an yanımızda taşıdığımız ölüm gerçeği, insanın varoluşsal problemlerinden biri. Bu hiçbir zaman değişmeyecek; insanın, hayatın dönemeçli ve zorlu yollarında kendine kavuşmaya çalışması gibi. İnsan kendine kavuşmak, gerçekleştirmek ve hayalinde kurduğu yaşamı en kısa zamanda oluşturmak ister. Örneğin ardında bir çocuk bırakmak arzusunu hisseder.. Çünkü kendisinden sonra Dünya’da onun soyunu devam ettirecek birisinin bulunması onun iç rahatlığıyla dünya hayatına gözlerini yummasına olanak sağlar. Ya da içgüdüsel olarak bunu yapma ihtiyacı hisseder. ‘Yuvayı dişi kuş yapar’ misali kadın da benzer içgüdüler ya da yönelimler içindedir. 
   İşte bu kısacık hayatta, gelişine bir şekilde hayata atılan insan, nasıl ve nerede yaşayacağını da kestiremediği için devam eden süreçte hayalindekileri başarıp başaramayacağını maalesef bilemez. Bunu akış gösterir; savaşın tam göbeğinde Dünya’ya gelip bir komutan, ya da başka bir yerde doğup profesör olacak. Ancak onu nihai olarak ortam şekillendirecek. 
    İnsan hayatında ne olursa olsun, çocukluğunda büyüdüğü yer, gördüğü yaşamlar, çektiği acılar ve mutluluklar onu gelecekte oluşacak kişiye dönüştürür. Biz buna yaşantı diyoruz. Yani bizi biz yapan süreç ve yerler. Ancak bu süreçte ruhunu yitirmeyenler, kalplerini iyilik ve doğru azimle dolduranlar bembeyaz pamuksu bir rahatlık içinde nefes alırlar. Oluşum evresinde, karakterini yitiren, doğru zeminde duramayan ve zamanla omurgasız bir duruşa sahip olan insanlar; ömürleri boyunca çevrelerine de bunu yansıtarak, toplumsal sıkıntılara dahi sebep olabilecek meseleleri ortaya çıkarırlar. Üzüm üzüme baka baka kararır misali ailelerini de kendilerine benzeterek, kimliksiz, ruhsuz ve samimiyetten yoksun içi boş hava balonlarına dönüşürler.  Çok iyi yaptıkları bir işleri dahi olsa, içlerinde gerçekleştiremedikleri benliklerinin ağırlığı altında ezilirler. Bu eziliş esasında arzuladığı işe ve mesleğe ulaşamamaktan kaynaklanmaz, karaktersiz ve suratsız, maskeli mahlûkatlara dönüşürler. Hani Mevlana’nın söylediği gibi, ‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’. İşte insan ne olursa olsun, nereye varırsa varsın, istemediği bir meslek sahibi de olsa, önce dümdüz bir omurgaya sahip olmalı. Suratsız değil;  kendi diliyle, beyniyle, gözleriyle, elleriyle, karakteriyle özgün ve özel olmalı. Yoksa ne göründüğü gibi olur ne de olmak istediği gibi görünür.

Adınız
Yorumunuz
Hiç yorum yapılmamış.

Diğer Yazıları

ÇIKAR MI DÜNYANIN ACISI Bİ’ ZEYTİNDEN?
101
‘Biz Kuva-yı Milliyeciyiz oğlum’
231
KUKLACI-SAHNE-OYUN
1016
15 Temmuz - Neyi Niye Yazmaktan Korktunuz?
169
KEMALİZM’DEN RAHATSIZ OLANLAR…
118
ATA'NIN YOLU
165
YOL HARİTASI
183
GÖKBÖRÜ
169
KARTALKAYA FACİASI ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
165
DEPREM GERÇEĞİ VE SOSYOLOJİK DURGUNLUK
156
YILLAR ÖNCE YAZDIĞIM BİR YAZININ ANIMSATTIKLARI
156
SURİYE MESELESİNE NASIL BAKMALIYIZ?
161
BARIŞ- DEMOKRASİ – CUMHURİYET VE NEO-LİBERALİZM?
180
Türk Rönesansı: KÖY ENSTİTÜLERİ (1940-1954)
225
Türk Siyasi Zihniyeti Neden Çözüm Üretemiyor?
324
TÜRKİYE'DE DOĞRU SİYASET HANGİ İLKELERE DAYANMALI?
270
HAYAT BİZE NEYİ ÖĞRETEMEDİ?
245
GERÇEĞİN IŞIĞINDAKİ BUKALEMUN
248
TARTIŞMA VE ELEŞTİRİ KÜLTÜRÜ NİYE ÖNEMLİ?
344
GERÇEĞİN IŞIĞINDAKİ BUKALEMUN
245
ŞEREF VE İSTİKLÂL
255
İktisadi Krizler Tüketim Alışkanlıklarını Nasıl Etkiledi?
267
Anadolu ve Türkler
249
SİYASİ DURUŞ VE KİMLİK SORUNU
260
‘Türkiye, Türkiye’den Büyüktür’
278
KIVILCIM
261
GAFLET-DALALET-HIYANET
287
TOPLUMSAL ALZHEİMER
282
TÜRKİYE'DE EĞİTİM ÜCRETSİZ Mİ?
308
ABD'NİN 'CAMBAZA BAK' OYUNU !
281
FİYASKO: NEO-LİBERAL EKONOMİK-POLİTİKA
296
İNTERNETİN NATO'SU NE ANLAMA GELİYOR?
242
TARİHTE BİR YOLCULUK.. (1)
268
KÜLTÜREL DÖNÜŞÜM VE EĞİTİM
262
BİR PULSUZ DÜŞÜNCE
295
DOSTOYEVSKİ'den TOLSTOY'a...
303
MABED
249
ATATÜRK VE DEVRİM -2-
259
BU GİDİŞLE...
313
ATATÜRK VE DEVRİM -1-
256
CEPHANE
307
BELEDİYE, HALKLA İÇSELLEŞME VE HALKÇILIK
282
13
338
Endüstriyel Et Yığınları
272
Batıcılık ve Aşağılık Psikolojisi
312
Kapitalizm İçerisinde Şans Oyunu ve İnsana Dair..
292
GÖNLÜ YOL GÖSTERİCİ, ELİ ÖPÜLESİ İNCİLÂ ÖĞRETMEN
379
Çok Farklı Bir Gelecek..!
403
Çok Farklı Bir Gelecek..!
265
EFESLİ HERAKLEİTOS'A SELAM OLSUN
278
TAVUĞUN BACAĞI..!
276
Deve Kuşu Politikası
273