Ozan Utku ARICAN Türkiye’de Siyasi Yol Ayrımları ve Asıl Meselemiz
Yazı Detayı
28 Eylül 2026 - Pazartesi 00:56 Bu yazı 1 kez okundu
 
Türkiye’de Siyasi Yol Ayrımları ve Asıl Meselemiz
Ozan Utku ARICAN
oznn.utkk@gmail.com
 
 

 

 

Türkiye ve Bandırma siyasetinde yol ayrımları gelecek seçimlerin ana ekseni haline geldi.  Yerel ve genel seçimler süreci 2016 yılı sonrasında koalisyon dönemini hatırlatıyor. Partiler birlik ve bütünlükten ziyade, bilye gibi dağılıyor, parçalara ayrılıyor. Gündemde yer alan önemli siyasi figürler, olası önderler, kendi gruplarıyla yol almak istiyor. Ancak aradan geçen yıllarda çok açık şekilde görülüyor ki, siyasi bir istikrar sağlanamıyor. Bir hevesle çıkılan iktidar yolculuğu muhalif sis olarak siyasetin sahnesinde perdenin arkasında kayboluyor.  Uzun yıllar devlet tecrübesi kazanan ve siyasi varlığı toplumsal açıdan güçlü olan bir AK Parti karşısında kazanabilmek gerçekten kolay değil. Tek başına hareket etme düşüncesiyle hareket etmek o kadar da basit değil;  2002 yılından beri iktidarda kalmayı başaran bir AK Parti gerçeği var. Türk siyasi tarihine bakıldığında bu azımsanmayacak bir süre. Bu süre içerisinde yerleşik bir bürokrasi ve siyasi güç meydana geldi ve kökleşti. Hatta demokrasi açısından çok daha garip olan şey ise 2000 yılında doğanlar AK Parti iktidarından başka devleti yöneten başka bir parti dahi görmediler. CHP’de Atatürk’lü yıllardan sonra sanırım iktidarda bu kadar uzun süre kalan bir parti daha olmadı. Hem dönemin havası hem de Erdoğan’ın güçlü bir siyasetçi olması bunda çok etkili oldu.

 

 Sağ kanatta yer alan bir liderin karşısında uzun yıllar devlet  ve siyaset tecrübesi olan bir de CHP vardı. Türkiye’de siyasetin ana ekseni uzun yıllar CHP ve AK Parti etrafında şekillendi.  Deniz Baykal’ın Recep Tayyip Erdoğan’a karşı o yıllarda “Aday olma” çıkışını bile halen anımsıyorum.  Ana muhalefet partisi olan CHP, o yıllardan önce SHP olarak başka bir kola ayrılmıştı. Sonraki yıllarda DSP ve SHP’nin önemli bir kısmı CHP etrafında birleşmişti. Hatta Kemal Kılıçdaroğlu’nun mavi klasörlerle televizyonlarda görülmeye başladığı günlerden sonra,  farklı siyasi gruplardan da CHP seçmen çeşitliliğini arttırarak 2010 sonrasında çok daha fazla kitleye hitap eder bir duruma geldi. Bunu partinin kadrolarında bile görmek mümkün.   

 

15 Temmuz öncesinde başlayan Hendek Operasyonları Türkiye’de siyaset, ordu, bürokrasi, yargı, basın, burjuva sınıfı, büyük ölçüde bir değişim içerisine girdi. Bir anlamda kartlar artık yeniden dağıtılmaya başlandı. AK Parti iktidarı uzun yıllardır sürdürdüğü siyasi anlayış ve çizgisini değiştirdi. Hatta uzun yıllar çok sert bir muhalif duruş gösteren Devlet Bahçeli, 15 Temmuz sonrasında ciddi bir politika değişikliğine giderek, bir anlamda devletin toparlanmasını önceledi. Bir süre sonra da AK Parti ile MHP bir arada hareket ederek günümüze kadar sürecek olan Cumhur İttifakı’nı oluşturdu.  

 

2017 yılında Başkanlık Sistemi’ne geçilmesiyle birlikte Türkiye’de merkezi yönetim Atatürk döneminden beri görülmediği kadar güç kazandı. Bildiğimiz gibi Türkiye’de çok uzun yıllar Cumhurbaşkanına göre Başbakan ve hatta meclis siyasette daha baskın kurumlardı. Artık Cumhurbaşkanlığı makamı çok daha baskın hale gelmişti. Bu karar o günün Türkiyesi açısından bakıldığında bir çok kesim için çok mantıklıydı ve toplumun büyük oranda desteğini almıştı. Hem PKK hem de FETÖ ile mücadele eden devletin ani refleks geliştirerek, ülkenin içte ve dışta istakrara kavuşması arzu ediliyordu. Ancak her zaman söylediğim gibi bunun hem olumlu hem de olumsuz yönleri olduğunu yaşayıp görmüş olduk.

 

Pandemi dönemi sonrasında tüm ülkelerin krizden krize sürüklenmeye başlamasıyla birlikte (ki bu süreç bizim açımızdan çok daha önce başladı) siyasi açıdan AK Parti en zor yıllarını yaşamaya başladı. Elbette sadece sorun kriz değildi. Bugün ekonomik kriz olarak değerlendirdiğimiz bir çok şeyin altında maalesef ağır vergilerin yanında, krizi fırsata çevirmeye çalışanların topluma ödettiği diyeti görmezden gelemeyiz!

 

2002 yılından beri iktidarda olan AK Parti’nin ömrü doluyor muydu?  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, aslında grup konuşmasında parti yöneticilerine ‘metal yorgunluğu’ diyerek, parti kadrolarının paslanmaya başladığını, halkın desteğini kaybettiklerini çok açıkça gösteriyordu.  Siyasi tarihimizin en renkli ve güzide figürlerinden biri olan Süleyman Demirel’in şu unutulmayan sözü vardır, “ Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur”. Erdoğan bunu göremeyecek kadar tecrübesiz bir siyasetçi mi? Bence değil. Peki göremediyse şu an yaşanılan duruma nasıl gelindi? O da ayrı bir değerlendirme konusu… Sonuçta devlet bir kişinin yönettiği bir organizasyon değil. Hele ki konu Türkiye ise durum bence hayli karmaşık. 

 

   İşte bu kırılmaları fırsata çevirmek ve iktidarı devirebilmek için Kemal Kılıçdaroğlu tabanının büyük kısmının eleştirilerine rağmen Altılı Masa adı verilen ittifakla ortaya çıktı. Bir elin nesi var iki elin sesi var misali, AK Partiyi devirmek için uygun koşullar meydana gelmişti. Lakin öyle şeyler gördük ki, hali hazırda AK Partiye muhalefet eden, televizyonlarda, kanallarda konuşan siyasi liderler ve hatta cumhurbaşkanı adayları dahi, gereken iradeyi gösteremediler.  Türkiye’ye istikrar getireceğiz, düzelteceğiz derken siyasi istikrarsızlık içerisinde sürüklendiler.  

 

Sonuçta Türkiye’de yapılan seçimler sonucunda Altılı Masa kaybetti ve yeniden AK Parti iktidar oldu.  Bu süreç bence en çok CHP’ye zarar verdi.  2016 yılından itibaren sağ partilerin yavaş yavaş parçalanmasına şahit olmuştuk ancak sol kanatta ana muhalefet partisinin içerisindeki ayrışma, mutlak butlan kararı ile kesin bir ayrılığı getirdi. Ve Özgür Özel liderliğinde Yeni Parti kuruldu.  Partililerin yorumları ve suçlamaları bir tarafa olmak üzere, objektif yaklaşmak gerekirse, bu iş en çok Cumhur İttifakı’na yarar sağladı. En büyük rakibi, ikiye bölünmüş oldu. 

 

Peki ne yapmalılar?

 

AK Parti her halükarda tek adayla yoluna devam edecekse, sol veya sağ muhalif partiler eğer birden çok adayla er meydanına çıkarlarsa, oyları bölünür ve net bir yenilgi alırlar. Bence tek çareleri herkesin mutabık kalacağı tek bir adayla yollarına devam etmeleri. Aksi takdirde kedi köpek gibi birbirlerini yemeye devam ederler.  Bunun ne topluma ne de ülkeye hiçbir faydası olmaz.  Kim iktidar olursa olsun veya kim kime istiyorsa oyunu versin konumuz şuna buna oy verin değil. Türkiye’ye hizmet etmeye gönüllü olan, Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne sadık ve bağlı kaldığı sürece sıkıntı yok.  Kim Sevr’ciyse, mandacıysa, Atatürk Türkiyesi’ne sahip çıkmayacaksa bu vatana yarardan çok zararı olur.

 

Yerel Seçimlerde Bandırma NeYapmalı?

Bandırma her açıdan bir kaosa sürükleniyor, Balıkesir’in de bundan aşağı kalır yanı yok. Seçimlerden beri, kimin kimi desteklediği, listeler, çatışmalar, tartışmaların ardı arkası kesilmiyor. Bunun demokratik olmadığını düşünüyorum. Türkiye’de çok aktif ve sert bir siyasi ortam var. Ve hayli kırılgan ve partiler bence dağılmaya çok müsait. Her gün sosyal medyada herkes birbirine ahkâm kesiyor, sosyal reyonunu hazırlıyor, bilir kişilik oynuyor.  O da yıllardır garibime giden bir olay, ben kendimce bir gün olsun bu motto da olmadım. Şükür rabbim şaşırtmasın, egomuzdan şişinip gezmeye merakımız yoktu bundan sonra da olmayacak. Yoksa kimin ne olduğunu ne yaptığını, ne olmadığını çok iyi biliyoruz.  Neyse diyelim.

 

   Yerel seçimlerde sol kanatta bulunan partilerin en büyük sorunu, oyların parçalanması olabilir. Çünkü yerel seçimlerde genelde taraftarlık, mahallecilik, memleketçilik ve hatta (ne yazık ki) etnik temellere kadar inebiliyor. Toplumsal anlamda yaşanan bu bölünmüşlük seçimleri etkileyecek.  Diğer bir önemli konu CHP’nin ikiye bölünmesi. Bu bölünme sonucunda oylar ikiye bölünebilir.  Örneğin Bandırma’da ortaya çıkan son tabloda Cumhuriyet Halk Partisi 49.280 oy alırken, AK Parti 38.873 oy almıştı. Bugün itibariyle Yeni Parti ve CHP Bandırma’da farklı adaylar çıkarırsa, tablo ne olur? Bence önümüzdeki yılın en önemli siyasi denklemi bu olacak. Hem yerelde hem de genelde bu denklemin belirleyici olacağını düşünüyorum. Ancak unutmamak gerekiyor, CHP’nin tabanında mutlak butlan olayının yankıları hala sürüyor. Seçmenin tercihini etkileyecek en önemli konu bu olacak.  Her ne kadar yerel seçimlerde adaylar çok belirleyici olsa da mutlak butlan olayı siyasi tercihleri ciddi anlamda etkileyecektir.  

 

  Yine de yinelemekte fayda görüyorum. Tarih boyunca siyaset, halkın, devletin ve vatanın yararı gözetildiği ölçüde değerlidir. Pragmatist ve dinamik olmanın yanında dürüst ve ahlaklı siyaset çizgisinin korunması kişilerin üzerindedir. Kişisel ego savaşlarının ötesinde, insanın ömrü vardır ancak devlet baki kalacaktır. Tarihin sahnesi, herkesi bir gün tartacak ve yargılayacaktır. Önemli olan hoş bir seda bırakmak, gelecek nesillere güzel bir miras bırakabilmektir. 

 

Bugün koşullar çok daha farklı. Türkiye’de siyasetin zemini ve toplumsal durum çok karmaşık ve anlaşılmaz bir düzleme sürüklenmiş vaziyette.  Bugün buna şöyle dedim , ‘Türkiye’de Susurluklar yaşanıyor’, mafyalaşma, yolsuzluklar, hırsızlıklar, ahlaksızlıklar havada uçuyor ve biz sağlıklı bir siyaset havası içindeymişiz gibi izliyoruz! Yani kocaman bir kahkaha atmamak elde değil! Ağlanacak halimize gülmeyi geçeli çok oldu.  Kaotik ve nevrotik bir gündemin içerisinde, toplumsal, ekonomik ve siyasal sorunlar nasıl çözülebilir? 2000’li yılların dosyaları açılıyor, Ergenekon Süreci irdeleniyor, hâlâ FETÖ ile savaşılıyor…  Yani daha alacağımız çok yol var. Bunu yıllardır söylemiştik ve yine söylüyoruz.  Kısır ve gereksiz tartışmalar içerisinde yuvarlanırken; Necip Hablemitoğlu, Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Bahriye Üçok,  Ahmet Taner Kışlalı, Çetin Emeç , Ali Gaffar Okkan, Recep Yazıcıoğlu, gibi faili meçhul şekilde suikasta uğrayan insanlarımızın nasıl ve niye, kimler tarafından öldürüldüğünü aydınlatmak zorundayız.  Özellikle son dönemde  Muhsin Yazıcıoğlu ve Kaşif Kozinoğlu dosyalarının tekrar araştırılmaya başlanması çok önemlidir. Her Türk evladı bu insanların emperyalizm ve onların işbirlikçileriyle, Sevrcilerle, Mandacılarla, satılmışlarla, nasıl mücadele ettiğini öğrenmelidir. Neler yaptıklarını, ne söylediklerini, ne yazdıklarını okumalı ve anlamalıdır.  Devlet evlatlarına sahip çıkmalıdır. Milletin asıl derdi bu olmalıdır.

 

 
Etiketler: Türkiye’de, Siyasi, Yol, Ayrımları, ve, Asıl, Meselemiz,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
22 Ağustos 2026
Tarih boyunca aynı gerçekle yüzleşmek...
106 Okunma.
27 Nisan 2026
ÇIKAR MI DÜNYANIN ACISI Bİ’ ZEYTİNDEN?
354 Okunma.
24 Mart 2026
‘Biz Kuva-yı Milliyeciyiz oğlum’
314 Okunma.
31 Temmuz 2025
KUKLACI-SAHNE-OYUN
1052 Okunma.
16 Temmuz 2025
15 Temmuz - Neyi Niye Yazmaktan Korktunuz?
210 Okunma.
13 Temmuz 2025
KEMALİZM’DEN RAHATSIZ OLANLAR…
155 Okunma.
22 Mayıs 2025
ATA'NIN YOLU
202 Okunma.
04 Mart 2025
YOL HARİTASI
218 Okunma.
04 Şubat 2025
GÖKBÖRÜ
209 Okunma.
23 Ocak 2025
KARTALKAYA FACİASI ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
207 Okunma.
19 Ocak 2025
DEPREM GERÇEĞİ VE SOSYOLOJİK DURGUNLUK
185 Okunma.
17 Ocak 2025
YILLAR ÖNCE YAZDIĞIM BİR YAZININ ANIMSATTIKLARI
192 Okunma.
12 Ocak 2025
SURİYE MESELESİNE NASIL BAKMALIYIZ?
197 Okunma.
16 Ekim 2024
BARIŞ- DEMOKRASİ – CUMHURİYET VE NEO-LİBERALİZM?
216 Okunma.
20 Nisan 2024
Türk Rönesansı: KÖY ENSTİTÜLERİ (1940-1954)
263 Okunma.
01 Nisan 2023
Türk Siyasi Zihniyeti Neden Çözüm Üretemiyor?
359 Okunma.
29 Mart 2023
TÜRKİYE'DE DOĞRU SİYASET HANGİ İLKELERE DAYANMALI?
301 Okunma.
25 Mart 2023
HAYAT BİZE NEYİ ÖĞRETEMEDİ?
277 Okunma.
25 Mart 2023
GERÇEĞİN IŞIĞINDAKİ BUKALEMUN
290 Okunma.
04 Şubat 2023
TARTIŞMA VE ELEŞTİRİ KÜLTÜRÜ NİYE ÖNEMLİ?
389 Okunma.
30 Ocak 2023
GERÇEĞİN IŞIĞINDAKİ BUKALEMUN
282 Okunma.
21 Aralık 2022
ŞEREF VE İSTİKLÂL
291 Okunma.
12 Aralık 2022
İktisadi Krizler Tüketim Alışkanlıklarını Nasıl Etkiledi?
302 Okunma.
08 Aralık 2022
Anadolu ve Türkler
281 Okunma.
05 Aralık 2022
SİYASİ DURUŞ VE KİMLİK SORUNU
294 Okunma.
01 Ekim 2022
‘Türkiye, Türkiye’den Büyüktür’
316 Okunma.
01 Ekim 2022
KIVILCIM
289 Okunma.
30 Ağustos 2022
GAFLET-DALALET-HIYANET
329 Okunma.
29 Ağustos 2022
TOPLUMSAL ALZHEİMER
323 Okunma.
19 Temmuz 2022
TÜRKİYE'DE EĞİTİM ÜCRETSİZ Mİ?
337 Okunma.
19 Haziran 2022
ABD'NİN 'CAMBAZA BAK' OYUNU !
323 Okunma.
27 Mayıs 2022
FİYASKO: NEO-LİBERAL EKONOMİK-POLİTİKA
351 Okunma.
09 Mayıs 2022
AŞAĞILIK PSİKOLOJİSİ VE İNSANOĞLUNUN DEHLİZLERİ
344 Okunma.
06 Mayıs 2022
İNTERNETİN NATO'SU NE ANLAMA GELİYOR?
279 Okunma.
06 Mayıs 2022
TARİHTE BİR YOLCULUK.. (1)
303 Okunma.
06 Mayıs 2022
KÜLTÜREL DÖNÜŞÜM VE EĞİTİM
297 Okunma.
25 Mart 2022
BİR PULSUZ DÜŞÜNCE
331 Okunma.
25 Mart 2022
DOSTOYEVSKİ'den TOLSTOY'a...
340 Okunma.
25 Mart 2022
MABED
284 Okunma.
23 Mart 2022
ATATÜRK VE DEVRİM -2-
287 Okunma.
01 Mart 2022
BU GİDİŞLE...
355 Okunma.
01 Mart 2022
ATATÜRK VE DEVRİM -1-
284 Okunma.
15 Şubat 2022
CEPHANE
341 Okunma.
03 Şubat 2022
BELEDİYE, HALKLA İÇSELLEŞME VE HALKÇILIK
323 Okunma.
22 Ocak 2022
13
370 Okunma.
18 Ocak 2022
Endüstriyel Et Yığınları
299 Okunma.
07 Ocak 2022
Batıcılık ve Aşağılık Psikolojisi
343 Okunma.
28 Aralık 2021
Kapitalizm İçerisinde Şans Oyunu ve İnsana Dair..
336 Okunma.
12 Aralık 2021
GÖNLÜ YOL GÖSTERİCİ, ELİ ÖPÜLESİ İNCİLÂ ÖĞRETMEN
408 Okunma.
29 Kasım 2021
Çok Farklı Bir Gelecek..!
448 Okunma.
28 Kasım 2021
Çok Farklı Bir Gelecek..!
296 Okunma.
23 Kasım 2021
EFESLİ HERAKLEİTOS'A SELAM OLSUN
305 Okunma.
15 Kasım 2021
TAVUĞUN BACAĞI..!
311 Okunma.
10 Kasım 2021
Deve Kuşu Politikası
307 Okunma.
Haber Yazılımı