‘Biz Kuva-yı Milliyeciyiz oğlum’
Haber
21 Mart 2026 - Cumartesi 16:44 Bu haber 384 kez okundu
 
‘Biz Kuva-yı Milliyeciyiz oğlum’
Ozan Utku Arıcan...
Manşet Haberi
     ‘Biz Kuva-yı Milliyeciyiz oğlum’

     ‘Biz Kuva-yı Milliyeciyiz oğlum’

 

    Günler geçti klavyenin başına geçip iki satır yazı yazamadım. Olmuyor olamıyor, maalesef. Yazarlıkta ‘kabız olmaz’ diye bir ifade vardır, yaşadığım tam da bu! Aklından neler geçiriyorsun, hazırlanıyorsun, oturuyorsun ama elin gitmiyor. Bir hüzünle tekrar kalkıyorsun. Her yazımdan sonra illa ki Engin Arıcan’a okuturdum. Onun tornasından geçtikten sonra bir de onayından geçmek isterdim. Söylemesi gerekeni söylerdi tabi ama biz bildiğimizi yapardık, pek karışmazdı öyle şeylere. Bugün aramızda olmayan birinin, aklımdaki sesi, kelimeleri, öğütleri hala içimde yankılanıyor.

 

   Kimi zaman olur tartışırken o kadar kaptırırdık ki birbirimizi, evi dinleyen deli gibi kavga edildiğini düşünürdü. Tartışmalarımız her zaman sükunetle bitmezdi, bazen savaşa dönüşürdü.  Birimizden biri haklı çıkacaktı elbette. Genelde tek bir noktada birleşirdik bazen de ayrışırdık, işin sonunda saygıyı korurduk.  Hem babamdı hem de yoldaşımdı. Üniversiteden itibaren araştırma ve kitap işlerini beraber yürütmeye başladık.  Yazılarımızı mutlaka okurduk, değerlendirirdik. Bandırma basınının bir dönemi vardı ki, o dönem de, o insanlar da artık yoklar. Bir boşluk var. Ve bu boşluk onun kaybıyla inanılmaz bir boyuta ulaştı. Yıllarca onu tanıyan ve bilen insanlar diye bildiğimiz insanların, bunca yazıya ve kitaba rağmen, tanımadıklarını, anlamadıklarını, ölümünden sonra bile görmüş olduk.  Gazeteciliği ve yazarlığı sanırım bir çok insanda yara oluşturmuş. Oysa sadece mesleğinin gereğini yapardı. Doğru bildiğini gündeme taşır, kamuoyu oluşturarak kamuya olan sorumluluğunu yerine getirirdi. Mesleğe girdiği ilk günden son güne kadar o bu işin emekçisiydi. Ve hatta onu sindiremeyen ve kıskanan bir çok meslektaşına karşın, saygılarını kazanmıştı. Yanlış anlaşılmasın, bunları bilirdi ancak çok da önemsenmeyecek şeyleri sallamazdı. Yazılan ve yapılanları kişiselleştirmezdi. Affediciliğini kimi zaman akılsızlık sayardım. Sektöre bir çok insanı kazandırdı. İlkhaber  ve Sonkurşun gazeteleri  bir okul gibiydi. Balıkesir Basınında eşi benzeri görülmemiş haberler ve işler yapmayı başaran iki önemli yayın grubuydu. Bunun da mimarı Engin Arıcan’dı. Elbette tek başına değildi, hiçbir başarılı iş tek başına yapılamaz.  Ancak hiç unutmam,  bir gün Cemal Öztaylan şöyle demişti ‘oğlum senin baban denen adam, bu Bandırma’nın en okumuş adamıdır’ demişti.  ‘Cemal amca iyi hoş güzel diyorsun da, başımıza gelmeyen kalmadı.  Sahip çıkan mı var?’ demiştim. Tabi aradan yıllar geçti, gerisini pek hatırlamıyorum ama, bu ülkenin kaderi buydu.  Onu uğurlamadan önce, şunu biliyordu;  kimseden bir şey beklenemezdi, ne uğurlarken ne de yaşarken. Engin Arıcan ne yaptıysa bu ülke için yaptı. Günlerce işyerinde soğuk puslu bir odada, kokan bir tuvalet, yırtık bir ayakkabıyla, cebinde meteliksiz de olsa hep yazdı. Her zaman düşündü; çünkü bir davası vardı.

 

  80’li yıllarda eşine az rastlanır bir devrimciydi. Hapsi ve ölümü göze alması bir yana gençliğini ipliğe asmıştı. Babam solcuydu. Ancak Kuva-yı Milliye’nin ta kendisiydi. ‘Oğlum’ derdi, ‘bizler vatansız değiliz. Vatanımızı satmadık, hiçbir zaman satmayız. Ancak onun için ölürüz. Bir gün sana sorarlarsa onlara Kuva-yı Milliyeci olduğunu söyle.’ . Ki ona her zaman yöneltilen bir soruydu bu ‘abi hangi partilisin?’. Babam büyük bir Devrimciydi. Anti-emperyalistti. Ve ilginçtir babamın solculuğunu Attilla İlhan’ın solculuğuna benzetirdim.  Çünkü babam Kemalizme ve onun fikir babası olan Mustafa Kemal Atatürk’e çok hürmet ederdi. Aynı şekilde de kimi zaman eleştirir anlamaya çalışırdık. Çünkü Bizim için kimse tabu değildir, herkes anlaşılmak için önce eleştirilmelidir.

 

   Kimileri yadırgadılar, ’15 Temmuz şehitlerini niye anıyorsunuz?’ , ‘Mehmet Akif ile Hasan Basri’yi niye anıyorsunuz onlar İslamcı değil mi’ gibi, partizan ve anlamdan yoksun yaklaşımlarla… Hep karşılarına geçip güldük. Hatta benim yazdığım 15 Temmuz şiiri vardır ‘Bugün ölmek için güzel bir gün anne’ başlığıyla yayınlamıştım. O bile eleştiriye maruz kalmamızı sağladı. Olayların sebebi ve sonucu ne olursa olsun, bizim için vatan uğruna ölüme koşan, şehit ve gazi olan herkes kutsaldır. Aynı şekilde Akif ve Hasan Basri Milli Mücadele öncesinde ve sonrasında mücadelelerini sürdürürken, yıllar sonra onları partilere, ideolojilere kategorize etmek, haysiyete ne kadar sığar.   Biz bu insanlara hep kendi aramızda soru sormuşuzdur ‘sizler bu ülke için ne yaptınız?’.   Cevap verme gereği bile duymadan gülüp geçmişizdir.

 

  Belki bugün, o gün değildir. Elbette bazı insanlar gelir geçer, ancak yerleri doldurulamaz.  Önemli olan ülkenin değerlerini yaşarken sahiplenerek, onları hakkettiği ilgiyi göstermektir. Ne yazık ki bugün ülkemizin en büyük sorunu geçmişte olduğu gibi bu…  Hiç unutmuyorum, biri gelip şöyle dedi ‘Zaten biz ona ödül verecektik, çağıracaktık’. 

 

 Tek derdi Bandırma idi, kalemi Bandırma’yı yazdı.

Bandırma’ya kimliğini anlattı. Köyleri, şehirleri, insanları hep sevdi.

İtin, çakalın, mafyanın, terör örgütlerinin hedefine kondu. Operasyonlar geçirdi.

Öldürülmek istendi.  Hepsini yendi.  Yorgun bir savaşçıydı. Kuva-yı Milliye ruhuydu.

 

 

Ozan utku Arıcan

Kaynak: Editör:
Etiketler: , , , , , ‘Biz, Kuva-yı, Milliyeciyiz, oğlum’,
Yorumlar
Haber Yazılımı